Uzun uzun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uzun uzun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2010

Büyük Tehtid!

Merhaba Arkadaşlar,

Şu anda dünyanın karşısındaki en büyük tehdit ne küresel ısınma, ne Kuzey Kore, ne İran, ne de dünyaya yaklaşmakta olan bir göktaşı. Bir kitle yükseliyor. İnsanları karıştırmak, herkesi birbirine düşürmek, kan dökmek için. Yakın geçmişten bilirsiniz en büyük tehditler ideoloji farklılıklarından çıkar. Biri marksist, öteki kapitalist... Bu kitle sinsice, derinden ilerliyor; hiç sesini çıkarmadan. Avını gizlice kovalayan, pusuda, gözünü kan bürümüş bir leopar gibi. Zamanı gelince biz ceylanların üzerine koşacak ve çok canlar yakacak...

Ne olabilir bu tehlike diye düşünüyorsunuz; fakat aklınıza gelmesinin imkanı yok. Tahmin bile edemezsiniz; çünkü bu güne kadar "iyi insan" rolünü çok iyi oynadılar. Onları hep iyiliğin temsilcisi, bir vicdan hareketinin önderleri olarak gördük; ama yeterince güçlendiler ve yakın bir tarihte harekete geçecekler. Hazırlıklı olmalısınız, bu kişiler sizin en yakın dostunuz bile olabilir. Arkanızdan vuracaklar sizi, buna hazır mısınız? Kandan bahsetmiyorum. Herhangi biri değil, en sevdiğiniz sizi vuracak diyorum; ya buna hazır mısınız? Aramızda ajanları geziyor, bizler de bunu biliyoruz, herşey bize normal geliyor; fakat hiçbir şeyin farkında değiliz. Bizlerle birlikte eğlenip, bizlerle birlikte gülüyorlar. Her yüzüne güleni dost sanma. Unutma, belanın en tehlikelisi yüze gülerek gelenidir. Mücadeleye hazır değiliz. Onlar harıl harıl örgütlenip harekete geçtikleri anda biz yeni uyanıyor olacağız...

Dünyayı ikiye bölecek olan anarşik kişiler, baş düşmanlarımız vejetaryenler arkadaşlar. Gün gelecek bu kişiler büyük mitingler düzenleyip inek, koyun veya tavuk yememizi engelleyecekler. İnsanlar etçi ve otçu olmak üzere ayrılacak. Sizi şimdiden uyarıyorum, lütfen provokasyonlara kapılmayın. Merak etmeyin, biz de örgütlenebilirsek gayet de bu anarşikleri durdurabiliriz; çünkü onların ideolojilerinin içi bomboş. Tutturmuşlar aynı saçma sapan şeyleri geveleyip duruyorlar. Bu işin sokak çatışmalarına dönüşmesinin önünü kesmek için ilk amacımız vejeteryanları; ne kadar saçma bir düşünceyi destekleyip sürüklendiklerine, et yemeyipte ne büyük şeyler kaçırdıklarına inandıracağız. Başarılı olamazsak... İşte o zaman fena.


İlk okuldaki besin piramidini hatırlayalım. En altta bitkiler, onun üzerinde bitkleri yiyen hayvanlar ve onunda üzerinde hayvanları yiyen biz. Bunu kaç yıldır size öğretmeye, kafanıza sokmaya çalışıyorlar hayattan keyif almasını bilmeniz için; ama siz ısrarla piramide aykırı şekilde davranıyorsunuz. Bu piramidi biz değil profesörler hazırladı. Adamlar insanların ot yediğini belirtmek isteseydi piramit değil de yıldız gibi bir şey yaparlardı. Hadi bunu geçtim; tamam piramit kolpa, saçma sapan bir şey olduğunu varsayalım; profesörler adam değil zaten diyelim. Lisede ısrarla size her sene insanlar selülozu sindiremez diye anlattılar. Öss'ye hazırlanırken bununla alakalı yüzlerce soru çözdünüz. Anlayın işte yedikleriniz beyninize gitmiyor, afedersiniz; ama bok oluyor onlar, bok. Neden anlamak istemiyorsunuz? Pozitif bilime niçin karşı geliyorsunuz? Herkes dünyayı yeşillendirmeye çalışırken siz onu yiyorsunuz, nasıl insanlarsınız siz?

Vejetaryenler dikkatli okuyun, en can alıcı noktaya geliyorum. İnekler sizin bu tavrınıza eminim çok kızıyor. Neden mi? Bak şimdi; inek ot yer, insan da ineği yer. Doğanın gereği bu. Asıl vicdansızlığı siz yapıyorsunuz; çünkü o masum ineğin otlarını YİYORSUNUZ. O ot ineğin hakkı, sizin DEĞİL! Bu mantığı oluşturana kadar zaten ot yemeyi hiç sevmezdim. İnsanın aylık ot ihtiyacının, lahmacun içine konulan yeşillik kadar olduğunu düşünürdüm; ama artık lahmacunun içine ot koyan birini gördüğümde aklıma hakkı yenen inekler geliyor ve içim cız ediyor. Ben hakkı yenen tüm ineklerin savunucusu, her türlü ot yiyenlerin düşmanıyım ve en önemlisi samimiyim! Sizin sahte, entellikten ötürü yaptığınız ağlamalara benzemez... Azıcık acıma duygunuz, vicdanınız varsa ot yemezsiniz. Ben artık lahmacuna dahi ot koymuyorum.

Birçok vejetaryenle konuştum, dertleştim, anlamaya çalıştım. Hiçbirinin bamya sevmediğini hatta nefret ettiğini gördüm. Madem yeşili yiyorsun, bamyayı neden ayırt ediyorsun soruyorum sana? Bamyanın günahı ne? Bamya kıllı diye mi ayrımcılık yapıyorsun? Ağlamaz mı arkadan bu bamya? Siz böyle iki yüzlüsünüz işte. Aklınızda beni sadece et yiyen, çok öküz gibi bişi olarak düşünüyorsunuz biliyorum, fakat ben Cicero'nun felsefesini hayatıma yansıttım. 'Yemek için yaşamam, yaşamak için yerim.' Vejetaryenler bizi göbeğini kaşıyan, pis, leş insanlar olarak göstermeye çalışıyorlar. Halbuki biz onlardan insanlık olarak çok daha ilerideyiz. Bunlara ek olarak, çok önemli bir noktayı atladığımı farkettim. Aranızda yediği ottan lezzet alanınız var mı? Niye ısrarla kendinize acı çektiriyorsunuz? Bamya çok uç bir örnek farkındayım; ama lahanayı severek yiyor musunuz? Anlayın doğa dengesini kurmuş, ot insan için değil hayvan için.

Büyük kesim vejetaryenin ikna olmayacağını biliyorum, çünkü onlar körü körüne inanmışlar. Kesin inançlılar. Mevlana demiş zaten: "Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır."
Eminim şu ana kadar bu yazıya güldünüz. Vejetaryenler hain planlarını tasarlamaya devam etmeyi düşünüyorlardı. Planlarınıza öyle bir cevap vereceğiz ki, küçük dilinizi yutacaksınız. Halkı arkanıza almadan devrim mevrim yapamazsınız; bunu biliyorsunuzdur umarım. Her yaptığınız alçakca eylem başına 200 ineği bir anda telef edeceğiz. Sizi uyarıyorum, eylem yapmadan önce "çok değer verdiğiniz" inekleri düşünün. Bunları ne mi yapacağız? Sizin gibi önüne et geldiğinde yemem ben bunu diyip küstahlık yapmayan, aç insanlara dağıtacağız bunu. Halk bizden yana boşuna plan mlan kurmayın. Biz et yiyoruz ve kafamız çalışıyor. Beni en çok korkutan kısımda bu zaten, et yememeniz... Şimdi üstüme gelmeyin sen bize aptal mı diyosun sen diye, ben demiyorum isviçreli bilim adamları bakın ne diyor; http://timesofindia.indiatimes.com/HealthSci/Eating_veggies_shrinks_the_brain/articleshow/3480629.cms Çinliler ottan kurtulup eti pişirmeyi öğrendiği zaman dünyaya yetişmeye başladı haberiniz yok. Unutmayın 200 inek, bir anda! Evet, yanlış anlamadınız bu bir tehdit! Beni şu anda vahşi bir insan olarak düşünebilirsiniz; fakat herşeyi dünyanın kaosa sürüklenmemesi için yapıyorum.

Arkadaşlar, Haşmet Kartalkesen önderliğinde, "Etçil İnsanlar Hareketi" çatısı altında buluşacağız. Onlar nasıl çalışıyorsa, artık biz de çalışacağız. Artık uykudan kalkmanın vakti geldi. Düşmanımıza nazaran geç kaldığımız söylenebilir; fakat onların 30 yılda yaptıklarını biz 3 yılda yapabiliriz; çünkü onların savunduğu ideoloji sadece bir balon. People Eat Tasty Animals (PETA) bizim baş düşmanlarımızdan biri. Protestoları yaparken kullandıkları yönteme bir bakın lütfen; http://www.sabah.com.tr/multimedya/galeri/dunya/petanin_ilginc_protestolari İdeolojileri sağlam temeller üzerine kurulu olsa mesajlarını böyle abidik yöntemlerle vermezlerdi. Bu dünya sağcıdan solcudan çok çekti. Ardından bir etçi otçu bölünmesini kaldırabileceğini sanmıyorum.

Ulu önderimiz Haşmet Kartalkesen'in belirttiği üzere; "İlk insan da et yiyordu, son insan da et yiyecek!" anlayışına karşı çıkan herkes Etçil İnsanlar Hareketi'nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır. Unutulmamalıdır ki, Etçil İnsanlar Hareketi hızla büyümekte olan vejetaryenlerin alçakca planlarının ve ideolojilerinin kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya KOYACAKTIR. Bundan kimsenin şüphesi olmaması gerekir.

Arkadaşlar ayrıca ben bu tezimi akademik dergilerde sunmak istiyorum. Hangi hocalar bana yardımcı olabilir? Bir de nobel barış ödülüne başvuracağım. Başvuru formunu sitesinde aradım; ama bulamadım. Ne zaman başvuruları alacaklar biliyor musunuz? Önceden nobel barış ödülüne talip olan arkadaşlar, yardımcı olurlarsa sevinirim.

Yardımlar için şimdiden teşekkürler.

14 Ocak 2010

Işık Ilık Süt İÇME!


Bugünkü konumuzun teması süt arkadaşlar. Düşündüm de şimdi, süt ismi acaba nerden gelmiş? Çok ezik durdu gözümde, belki adı şöyle karizmatik, sert bir isim bulsalarmış "kunt" gibi genç nesillerin süt içme oranı artabilirmiş. Ya da bara gidip barmene "bana bi soğuk kunt çek" diyebilirdik. Veya süt oğlanı gibi aşağılayıcı bir öbek türemez ve hatta öğrenci marşımızda "and içerim" yerine "kunt içerim" diyebilirdik. Böylece öğrencileri de "and ne ki lan acaba her sabah salak salak içicez diyoruz ama göte gelmeyelim şimdi" endişesinden kurtarmış olurduk. Hatta biz küçükken sabahları and içerim yerine kokakola içerim diye bağırırdık aklımızca komiklik olsun diye ama düşündüm de şimdi mantıklı yani önümüze and diye bulamaç halinde bok koyup hadi iç bakalım dediklerinde gayette kıvırabilirdik. O değil de şu sabahları çocuklara okutulan and ne saçma ne gereksiz bir iş ya, ufacık çocuksun resmen beyin yıkıyolar. Her neyse olan olmuş, gelene git gidene kal demeyiz, dedim ama öylesine dedim yani canım istedi, bu blogda anlam aramak boşuna...

Hatırlarım da, kapımıza sütçü amca gelirdi sabahları. Bisikleti sahiden garipti, yanda bi tekerleği daha vardı. Benim teorime göre o sütçü iki tekerlekli bisiklete binemediği için üç tekerlekli bi alet yapmış. Karizmayı kurtarmak içinde üçüncü tekerleğin üstüne bir platform koyup, onun üzerinde -büyük alüminyum güğümlerde- taşırdı sütünü(bu teori sahiden saçma). Kat kat dolaşıp herkesin kapısını çalardı süt isteyen var mı diye. Süt lazımsa annem tencereyi kapının önüne koyardı. 1 litrelik olduğunu düşündüğüm minik kabını güğümden doldurup tenceremize boşaltırdı. Nedense o sütün tencereye "fluent" akışını ve çıkardığı fışrrşr sesi hiç unutmam. Sütçümüzü sırf o dökülüş sahnesini bana seyredebilme imkanı verdiği için severdim. Tencereye dolduktan sonra annem hemen sütü ocağa koyardı. İçine unidentified bi obje koyardı, böyle kalın bi cam gibi. Sebebini tam hatırlamıyorum ama galiba süt kaynadığı zaman alttan tak tuk ses yapıyordu, böylece ocağı kapatman gerektiğini anlıyordun. Süt kaynamaya başladığında böyle çıkan baloncukları hayranlıkla izlerdim. Bazen de süt anlamsız bi şekilde taşardı, sebebini hala daha bilmiyorum yani. Birde sütün kesilmesi meselesi vardı. Annem gelir tadına bakar, "süt kesilmiş tüh" derdi neyse artık bu "kesilme", hala daha benim için muamma, isviçreli bilim adamları bu konu üzerinde henüz bir sonuca varamamış...

Türk filmlerinde sütçülere büyük haksızlık yapılıp onları kötü adam olarak göstermişler, bizim sütçü amca gayet terbiyeliydi. Hatta o zamanlar sütçü ile evlenen kadınlar çocuk yapmaya çekinirdi, ilerde çocuğumuza sütçü çocuğu demesinler diye. Bu genelleme yüzünden seyyar sütçüler bitti arkadaşlar. Bu filmleri izleyen evin erkekleri hanımlarına "bu eve bir daha sütçü gelmeyecek lan!" deyip bu sektörü baltaladılar. Hatta bir sıralar haberlere çıkardı; mahallenin erkekleri tekme tokat sütçüyü kovalardı, hatırlarım. Medya, yayın, televizyon bu kadar güçlü işte... Sonrada yok şişeler, paketler ıvır zıvır saçmalıklar çıktı. İşin komik kısmı fabrikasyon üretim olan sütlerin daha sağlıklı olduğu yok UHT sistemi falan saçma sapan şeyler sallayıp, adı lekelenmiş sütçü amcalara son tekmeyi de vurdular. Gerizekalılar sanki bir bokmuş gibi bir ay bozulmayan süt diye artislik taslıyo sonra bana bunun ne kadar doğal ve sağlıklı olduğunu Derya Baykal aracılığıyla anlatıyo.



Bakterilerle dolu sütü çocuğuna mı içirecekmiş? Kaynatınca da hiçbi esprisi kalmicakmış. Hadi ordan yavşaklar kimi yiyosunuz? Biz yıllardır mikrop içtikte ne oldu? 6. parmağım mı çıktı? Gıda zehirlenmesi mi geçirdim? Derya Baykal, sen önce ayakkabını çıkar pislik, çocuğun gezdiği evi bakterilerle dolduruyosun. Samimiyetine *** senin! Süt lan bu 3 gün bilemedin 5 gün gider. 1 ay bozulmayan süt nasıl doğal olsun? Seyyar sütçü hala daha olsa vallahi ondan alırdım bu dolandırıcılara para kazandırmamak için. Seyyar sütün, şimdi ki sütlerden kat kat daha sağlıklı olduğuna her iddiaya girerim. Biz yıllarca sizden margarinin tereyağa kıyasla ne kadar sağlıklı(!) olduğunu dinledik, kullandık. Yalanlarınıza doyduk, hadi şimdi ***(küfürleri sizin yaratıcılığınıza bırakıyorum)...

Bu yazıyı yazmaya başlarken sadece geyik yapmayı düşünüyodum ama konu nerelere geliyo. Şimdi birazcık başlığa odaklanalım. Işık veya Işıl farketmez, siz siz olun sakın ılık süt içmeyin. Neden mi? Çünkü tadı berbat. Tüm annelere babalara ve en önemlisi öğretmenlere sesleniyorum, ya şu fişi "Işıl soğuk süt iç" ya da "Işıl ılık süt içme" olarak değiştirin. Gelecek nesillerin kemiklerinin sağlamlığı sizlerin elinde! Işıllar Işıklar, bu fişi okuduktan sonra gidip ılık süt içiyor ve bir daha ömür boyu ağzına süt koymuyor. Aslında koka kolanın üzerindeki gibi sütün üzerinde de "soğuk içiniz" yazmalı, bunu yapacak dahi eminim zengin olacak. Oda koşullarında saklanan ve ya az kaynatılmış sütün tadı sahiden berbat. Böyle garip bir tadı oluyo nasıl anlatsam bilmiyorum çiğ et yemeyi denemedim ama bunu ona benzetebiliriz. Et nasıl pişirilmeden yenmezse sütte soğutulmadan içilmez gibi birşey heralde.

Bir keresinde evde yalnızım, yemek yok, karnım aç. Napabilirim? Tabii ki cornflakes yiyeceğim ama bir baktım dolapta süt yok. Dünyalar başıma yıkıldı, nasıl da açım... Sonra dünyanın en tuhaf girişiminde bulunup süte bir sürü buz atarak cornflakes yedim. Hiç tavsiye etmem ılık sütten bile berbat birşey oluyor. Bi kere sütle su homojen karışmıyo galiba su yukarda filan kalıyo, sadece tadı değil görüntüsü de iğrenç oluyo. Denemeyin, benim gibi açlık yapmayın, 10 dakika buzluğa atın sütü sonra kullanın... Çoçukların ufak yaşta ılık süt iç diye beynine giriyolar sonra sütten nefret eden bir nesil türüyo. Halbuki bu sütü buzdolabından çıkarıp içsen şahane bişey yani. Kokusu hakkaten pek hoş değil ona lafım yok ama tadı iyi be abiler/ablalar. Haksızlık etmeyin şimdi, hele soğuk süt + cornflakes kombosunu sevmeyene şaşarım, denemeyene ise acırım. Ufaklığında sıcak süt + nesquik içmemiş olana çocukluğunu yaşayamamış derim. Ciddiyim ben 7 yaşımda biberonumla içerdim nesquiki (ben ekstrem bir örneğim çocukluğunuzu benimkiyle kıyaslamayın). Işık ılık süt iç deyip çocukları sütten nefret ettirip, insanları bu güzel kombinasyonlara girişme cesaretini göstermesini bile engelliyorlar. Hele muzlu süt diye bir icat var ki... Nestle'ninki başarılı denebilir, ama o ürünün paketlenmesinde sorun var pipetle sütü çektikten sonra fülülük diye bir ses çıkartıyo ve komik duruma düşüyorsunuz. Bu sorunu da aştım sayın okurlar hatta bunu ilerki bir tarihte bir makalemde açıklayabilirim...

Vejetaryanların görüşlerine pek bok atmak istemem ama yani ineklerin yenmesinin taraftarıyım. Ne zaman ortaya fışkırdılar bilmiyorum ama şimdi bir "vegan" akımı başlamış. Bu bir "vicdan hareketi", çok anlamlı, gözlerimden tıpış tıpış damlalar akıyo bu insanlar aklıma geldikçe, inan bana... Bunlar böyle artık kendilerini dünyanın zevklerinden iyice soyutlamış manyak insanlar. Sadece et, tavuk, balık yememekle kalmıyor; peynir, süt, kaymak, yumurta, tereyağı gibi hayvansal ürünlere de dokunmuyor. Hele birde tartışmaya girersen neden yememesi gerektiği üzerine sana bir sürü şeyler sayıyor. Adam inanmış... Saygı duyuyorum; tamam sen bana karışma, ben de sana karışmıyorum naparsan yap. İstersen dalından meyvayı da koparma ya da Mamatha Gandhi gibi oruç filan tut 3-5 gün bi deri bi kemik gez. Naparsan yap, yeter ki ilerde inekler artık kesilmesin diye miting düzenleyip insanları kışkırtmaya çalışma... Etçil otçul diye toplumu bölüp çatışma filan çıkarmayın. Sağcıdan solcudan çok çektik bide etçi otçudan çekmeyelim. Sizi uyarıyorum bu tip işlere kalkışırsanız 2 dakika içinde 100 ineği keserim!

Ya merak ediyorum bu kişi nasıl kahvaltı yapar şimdi, peynir yok ya! bildiğin yok! Peynir yoksa simit neden var? Ne yiceksin peki sen? Nutella filan da sürmezsin sen ekmeğine kahvaltıda, onda da hayvansal bir yağ vardır filan kesin bi saçmalık bulursun. Allah bilir bunlar bal filan da yemiyodur, arıya karşı emeğin sömürüsü filan (Bu konu çok hoşuma gitti makalesini yazacağım), hatta solculara açsınlar bu fikirlerini tutar valla... Bide kalkıpta çok sağlıklıyız hade hödö diyolar, afrikalı çocuklardan farkın kalmamış, bariz 2 saniye rötarla çalışıyo kafa, gelmiş bana sağlıklıyım diyosun. Çinliler eti pişirmeyi yeni öğrendiği için dünyaya yetişiyo haberiniz yok...

Hülasa sevgili okurlar, bazıları küçük yaşta fobi edindiği için, bazıları da süte karşıyız akımını bir trend haline getirdiği için, süt düşmanı bir nesil yetişiyor. Yapmayın etmeyin dostlar; süt iyidir, güzeldir, candır. Amma bu ılık süt denen meret sahiden hiç hoş birşey değildir. Birde soğuk deneyin gözünüzü seveyim. Şimdiki neslimizin süte karşı fobisinin ana sebebi ise "Işık ılık süt iç" fişidir. Bak ecnebi kıza, hayatında böyle bir fiş görmemiş tabi soğuk sütü (aksini savunma bariz soğuk abi kızın surat ifadesinden belli, bi irkilmiş gerilmiş, eline yüzüne bulaştırmış) nasıl da lıkır lıkır içiyo. Işıkcım sen sen ol sakın sütü ılık içme kızım...

5 Ocak 2010

1lt Karton İce Tea Kullanıcılarına...

Bu makalemde tüm 1 lt karton ice tea (1LKİT) tüketicilerinin yaşadığı çok mühim bir soruna parmak basıp, tüm 1LKİT kullanıcılarının derdine deva olacağıma inanıyorum.

Eminim hepiniz 1LKİT satın alıp bunu bardağa dökmeye çalışmışsınızdır. Böyle bir tecrübe yaşamadığınızı ve ya yaşamayacağınızı düşünüyorsanız, rica ediyorum bu yazının devamını okumayın. Ben sizleri düşünüyorum aslında ama böyle cahil tipleri karşımda, 1LKİT dökmeye çalışırken rezil halde görünce acayip eğleniyorum. Benim için hava hoş, dilersen okuma... Neyse sorun geyik gözükse de, çok mühim ve ciddi. Nereden mi biliyorum? Çünkü bu konu üzerine çok kötü bir tecrübeye sahibim..

Günlerden bir gün, (hangi gün olduğu mühim değil saçma detaylara takılma lütfen) bir aile dostumuz gelmiş, neşeli keyifli bir sofrada herkes yemek yerken ben uşaklık yapıyorum. Yok boşları al, doluları getir, milletin bir ihtiyacı var mı diye çevreni kolla, içecekleri koy falan filan. Ben öylecene mutfak salon arasında elimde tepsi ile yuvarlanıp giderken sofranın ağır toplarından biri "Haşmetciğim, acımasızım bana şu ice tea şeftaliden koyar mısın?" dedi ve hayatımın en rezil dakikalarını yaşamama vesile oldu. O ana kadar herşey mükemmeldi, servislerimi başarıyla yapıyor, herkesin derdine derman oluyordum. Sofrada espriler şakalar gülmeceler falan gırla gidiyordu... Ben 1LKİT'yi alıp misafirin önündeki bardağa doğru döküyordum ki, dalmışım öyle şlap şlap şlap dolduruyorum. En sonunda bardak dolunca durdum ama misafirin surat ifadesi inanılmazdı. Bu benim şlap şlaplar sırasında ice tea damlacıkları sağa sola her yere fışkırıyordu. Adamın üstünü başını suratını baya baya bok etmişim. Tabii hemen pişman, suçlu, sakar çocuk ayağına yatıp mendil falan filan uzatıyım dedim ama nafile... Surat hala çok fena, yüzünden düşen bin parça. Sanırsın suratına elbisesine bok sıçradı. Bir an düşündüm, acaba atatürkün ingiliz bilmemnesiyle yemek yerken uşağın tabakları düşürmesine karşın, "bizim türklere herşeyi öğrettim, bi uşaklığı öğretemedim" hikayesini anlatıp kıssadan hisse filan mı yapsam dedim ama yok; çok daha derinlere batarım dedim. Allahtan ice tea lekesi, ketçap ve ya çimen lekesi gibi birşey değil, mendille azıcık silince zaten birşey kalmaz diye düşündüm. Ama hıyar herif amma surat yaptı... Üstündeki kıyafette bişeye benzese, palyaço gibi askılı komik şeyler giymiş. Lan ben o kıyafetlerle bırak sokağa çıkmayı, yatağıma olan saygımdan ötürü onları pijama olarak kullanmam. Salak bide ona ne kadar para vermiştir kim bilir? Hıyar ağası. Şimdi düşündümde oh olsun pisliğe! Keyfimizden mi uşaklık yapıyoruz lan!? Ben çok mu keyif alıyorum sana uşaklık etmekten. Madem çok biliyosun gel sen dök bardağına, haa dökmeye tenezzül bile etmem diyosan bana surat yapmicaksın! Asıl orda mendili uzatırken bardağa da lak diye vurup üstüne dökmek var. Dua et sana acıdım dostum, yoksa rezil olup o leş pantolonundan ötürü evine gitmek zorunda kalacaktın...

İçimdekileri kelimelere döktüm rahatladım inanın. Artık rezil olduğumu filan düşünmüyorum, pişman değilim. O şaklaban bunu haketmişti... Herneyse konu nerden nereye zıplamış, prangalamak lazım. Şimdi bu "case" üzerinden hareket ederek, sizi olası şlap şlap tarzı dökme sorununa karşı önleminizi alabilmeniz için, paha biçilemez sırrımı sizlerle paylaşacağım. Ama öncelikle bu bu sorunu çözmemde emeği geçen, bana her sene aynı şeyleri anlatıp duran lise fizik hocama çok teşekkür ederim. Evet arkadaşlar, fiziğin temeline iniyoruz temeline... "F=m.a" Kuvvet eşittir m çarpı a. Burdaki m ve a, kuvvetin parametreleri oluyor. Yani ilk harfi m ve a olan herşeyi oraya yerleştirebilirsiniz. Fiziğin en çok sevdiğim yanı bu işte, herşey senin hayal gücüne kalmış, F=m.a'dan yüzlerce formül türetebilirsin. Her neyse aslında düşündüm de, konumuzun bu formülle alakası yok. Bu "case"'deki sorun içeriden çıkan sıvının yerini dışarıdan giren bir havanın doldurması gerektiğinden ötürü, gluk gluk edip şişe nefes alıyor. Bu sırada dökülen sıvı kesintiye uğruyor ve ufak aralıklarla sert düşüşler yapıp bardaktaki su ile tepkimeye girip, şlap şlap diye ses çıkararak sağa sola her yere sıçrıyor(tecrübeyle sabit). Gönül isterdi ki bunun F=m.a tarzı karizma bir formülü olsun, bböylece size akademik bir açıklama yapabileyim ama yok işte. Fiziğin en nefret ettiğim tarafı da bu. Beni kısıtlıyor illaki parametreler m ve a harfleri ile başlamak zorunda diye. Hayal gücü filan yok, herşey kalıplar halinde. Yani ufacık çocukların beyinlerini nelerle dolduruyorlar. Her neyse eğitim sistemimizin kıytırıklığına girersem bu yazı bitmez...

Neyse yukarda problemi formülsüz bir şekilde, en basit haliyle anlatmaya çalıştım. Ama size problemin sebebi değil çözümü lazım, bunun için okuyorsunuz, farkındayım. Eveeeet, gelelim sebebi vuslatı hasıl olan problemimizin çözümüne(kelimeleri tamamen salladım boşuna anlam aramayın). Arkadaşlar, bende sizin gibi ilk zamanlarda bu 1LKİT'i tasarlayan kişinin embesilin teki olduğunu düşünüyordum. Hala daha öyle olduğunu düşünüyorum, değişen bir şey yok. Çünkü nice paketler gördüm; bu kadar iğrenç kullanışsız, anlamsız, "user enemy" bir ürün tasarısı görmedim. Arkadaş bardağa mı döküyoruz, etrafa mı? Ben götüm götüm dökmek mi zorundayım, laboratuvarda çok ince hassas bir iş yapıyomuş gibi? Alt tarafı bardağa sıvı bişi döküyoruz, beyinsiz adam hiç mi eline alıp denemedin bunu? Ergonomi düşmanı. Senin gibi idiyotlar yüzünden, bu kadar iş güç arasında makale yayınlayıp milleti bilgilendirmek zorunda kalıyoruz. Bu benim işim değil senin işin. Hadi tamam gerizekalısın anladık, ama en azından ürünün nasıl kullanılması gerektiğini belirten bir şeyler çiziktir şu paketin üstüne de milletin çilesi bitsin. Bu olayın ardında, milleti 330 ml'ye zorlayıp daha çok kar etmek istemiyorsanız, ben de acımasız haşmet değilim. Emperyalist serseriler sizi! Lipton'u zaten oldum olası sevmem, soğuk çay ayyaş ingiliz'lerin nesine zaten? Hadı sıcağını yaptınız soğuk da neyin nesi?? Suç bunları destekleyen bizlerde. Göz göre göre kazık yiyoruz, adı üstünde soğuk çay. Sıcağını bekletirsen normal koşullarda oluyor sana soğuk çay. Bi iki damlada limon sık içine tamamdır. Peki soruyorum size bir fincan çay ne kadar? 330 ml lipton ice tea limonlu ne kadar!? Bu konuyu prangalamak değil, yere çivilemek lazım... Ne yapayım sinirleniyorum, konu oraya buraya gidiyor.

Her neyse tepem attı, lafı daha fazla uzatmadan direk söylüyorum. Şimdi bu paketin hepimiz ağzını bardağa yakın tarafından boşaltmaya çalışıyoruz, ama halbuki uzak tarafından boşaltırsak bu tip bir şlop şlop sorunu kalmıyor. Sizin için fotoşok kasıp resim bile çizdim, hala daha anlamıyosanız diplomanızı filan yırtın, kafanızı kapının arasında sıkıştırın, nefesinizi tutup intihara kalkışın, ne biliyim... Benim tavsiyem bu pislik dolandırıcıların içeceklerini almamanızdan yana ama karar sizin. Alacaksanız da bundan sonra bu çileyi yaşamayacaksınız ve ya bir topluluk önünde havanızı çok rahatlıkla basabileceksiniz...

Bu yazı beni çok gerdi sakinleşene kadar yazı filan yazmıyorum. Hadi kalın sağlıcakla...

1 Ocak 2010

Yüzyılın İcadı Nikken Su Arıtma Cihazı


Evet yanlış duymadınız, yüzyılın icadı. Yeni bir çağ açılıp, eskisi kapanacak. Tabii, şu anda biz yaşarken bunun farkında değiliz. Şu anda bu ürünün değerini kimsecikler anlayamıyor; sağlıklı, doğal yaşamın peşinden koşan freak bir kesim hariç. Bu freak kesime annemde freak bir arkadaşının sayesinde dahil olmuş bulunmakta. 2010 Nikken su arıtma makinesinin yılı olacak...

Sınavlar, ödevler, projelerle geçen 4 aşmış sıkıcı günün ardından tatile çılgın yorgun bir şekilde girdim. Hatta bugün de tatildi ama aptal marketing projem yüzünden bana değildi :/ Herneyse, geçen gece evde kalmamamdan ötürü bitkilerimden yaklaşık olarak 30 saat uzak kalmıştım. Suları bitmiş garibanların falan filan. Ben nazlı etobur bitkilerimi benzinciden aldığım saf su ile sularken annem geldi ve "Artık benzinciden saf su almana gerek yok, su arıtma cihazı aldım" dedi. Bende düşündüm ki, bugün perşembe annem heralde pazara çıktıda kıytırık bişi aldı. Fiyatını söyle boşuna zaman kaybetmiyim incelemekle dedim ki, aldığım cevapla öğretmenlerin dersi dinlemeyen çocuğa soru sorupta göt olduğu durumdan çok daha folloş bi duruma düştüm. Fiyatını ne siz sorun ne ben söyleyeyim... Açıkcası fiyatı benim aklım almadı, o para ile dedemin pazarlık yöntemleri ile (pazarda 5 liralık fasulyeye 1 lira teklif etmek) belki erikli suyun tüm tesislerini satın alabilirdik (bu mısrada mübalağa sanatı kullanılmıştır).

Bu cihaz öyle birşeymiş ki, bizden bilmem kaç milyon miles&smiles mil puanı uzaklıktaki Japonya'daki bir nehirin çevresindeki bitkilerin çok über özellikler gösterdiğini farkeden İsveç asıllı Japon bilim adamları bu işte bi iş var deyip(saçma bi cümle farkındayım) bu olayı araştıralım bakalım demişler. bu nehirden akan suyada Piwater demişler. Niye böyle salak bir isim koyma ihtiyacı hissetmişler bilmiyorum. Yaptıkları araştırmalardan sonra o nehirde manyetik bilmemneli taşlar falan filan bi arıtmalar yapıyormuşta, o yüzden böyle bitkiler aşmış performanslar gösteriyormuş. Mesela bildiğimiz papatya orda ağaç halindeymiş, odunsu gövdesi filan var resmini gördüm. Hatta oranın vahşi yerlileri papatya ağaçlarını kesip, kışın onları yakarak ısınıyorlarmış. Yani Allah'ın hikmeti ordaki de taş burdaki de taş ama bizde papatyalar ordaki gibi yetişemiyor. Neyse nasıl olmuş bilmiyorum ama bu pislik bilim adamları bunu gitmiş kapitalist dolandırıcılarla paylaşmış sonra da olan olmuş. Aslında kapitalistlerin hiç bi suçu yok tüm suç İsviçre asıllı gay Japon bilim adamlarında(çok kızdım nedense). Doğa katilleri ne yapmış dersiniz? O nehirdeki taşları ıvırı zıvırı toplayıp aptal bir filtre yapmışlar akılları sıra sonra millete yutturmaya çalışıyolar. Yok kuzum almayalım, biz yeterince yedik kapitalizmin numaralarını. Tamam, safız ama bu kadar değil, desem de bence bu süper bi ürün. Yapanlardan Allah razı olsun, nanolarca astronomical unit(dünyanın güneşe uzaklığının birimi) uzaklığındaki ecnebilerin nehirini ayağımıza getirdiler. Ben böyle hizmeti şimdiye kadar hiçbir belediyeden görmedim, yapanlara helal olsun. Artık bende Pi suyundan faydalanabileceğim. Bir iddiaya göre Hüseyin Bolt'un insan dışı performasının arkasında yatan gizli sebeplerden biri Piwater içmesiymiş. Konuyu dağıtlayalım, nerede kalmıştık? Bu adamlar işte nehirdeki taşları filan koymuşlar bir filtreye sonra su filtrelenip bi yerde toplanıyo ordada bi taşlar var böyle mavi mavi. O alttaki suların toplandığı yerde de Japon balığı yetiştirilmesi gerek. Japon balığını Piwaterdan oluşturulmuş buzdan kalıbın bir içine yerleştirmişler. Suya attım kalıbı, buz çözüldükten sonra 3-4 dakika tepki vermedi hayvan ama sonradan kendine geldi. Balığımın bir gözü sağa çekiyo şu anda ama kitapcığını okudum 24 saat içinde düzelmezse servisi çağırın diyor. Hayırlısı artık beklemekten başka bir çaremiz yok. Kendisine acil şifalar diliyorum. Balık normale dönene kadar Nikken'nin dayanılmaz hafiflikteki mucize piwaterının tadına bakamıyorum fakat denedikten sonra ilk işim, söz bunu sizlerle paylaşmak. Bir dahaki yazımda eminim cümlelerimin yapısı bile çok değişmiş olacak, bu su benim hayatımı değiştirecek.

Bak konu nerden nereye gelmiş. Aslında bu suyun birde çırpıcısı var. Vallahi atmıyorum bu sefer. Suyu bi kaba koyuyosunuz böyle kocaman bir girdap oluşuyor. İlk çalıştırınca evde tusunami olacak, bir kettle suda boğulacağız diye ödüm bokuma karıştı. Neymiş efendim, durgun suyun bilmemne bilmemne gibi kötü etkileri mi ne varmış, ondan böyle girdap oluşturup suyu hareketlendirmek gerekiyormuş 9 dakika boyunca. Bu olay CERN deneyinden de beter, birbiriyle çarpışmayan atomun kaldığını sanmıyorum o suda. Suyun elektronları terse dönmeye başlamıştır valla o tsunamiden sonra. Bu son aşamanın ardından suyumuz içmeye hazır. Denedin mi derseniz, hayır henüz değil. Şu anda abim ve annem aleti kurmaya çalışıyorlar, yaklaşık 30-40 dakika sonra tadına bakarım heralde.

Neyse siz siz olun böyle abidik şeylere para vermeyin derim. Denedikten sonra çok memnun kalıpta göt olursam, (delikanlılar gibi) burdan sizi haberdar ederim. Fiyat/performans oranının çok çok komik olacağını düşünüyorum ama hadi bakalım. Aslında ben erikliden memnunum. Yani erikli içen ölmüşte, pi water içen ölmemiş mi azizim? Benim için önemli olan kısım bunun etoburlarıma uygun olup olmayacağı? Benzinciden 6-7 şişe saf su alırken utanıyorum yani. Bi gün benzinci amca evde bomba yapıyo bu çocuk diye şüphelenip polise ihbar etmesinden korkuyorum. Ne yapsam ki aceba? Kendim kontrollü deney işine gireceğim galiba, bir tane bitkimi kurbanlık seçmem gerekecek gibi. İsviçreli bilim adamlarının bu konu üzerindeki makalelerine mi baksam napsam?.. Ama o pisliklere güven olmaz.

Konuyu bağlamak gerekirse; ister inanın ister inanmayın, bu ürün bizim gibi freaklerin sayesinde kitlelere yayılacak ve bizlerin sayesinde yeni bir çağ açılacak. Güzel günler çok yakın dostlarım, küresel ısınmaymış global krizmiş ozon delinmiş falan hiçbişiyi dert etmeyin artık Pi water var...